“Küresel Isıtma”

Güzel bir başlangıç olması açısından yeni tanışmamıza rağmen çok sevdiğim bir abimin , gençlik dönemlerinde yazmış olduğu ilginç ve bir okadar da güzel yazısını paylaşmak istiyorum.

Küresel Isınma;
Bilindiği üzere sera etkisi denilen hadise sebebiyle oluşuyor bu ısınma. Bu etki aslında hep vardı ama bu kadar fazla değildi. Denge durumunda değil diyelim artık. Şöyle ki;
Bu sera etkisi ısıyı bir miktar tutan gazlar sayesinde oluşur ve bu gazların tuttuğu ısı göllerin, nehirlerin donmasını ya da buzulların erimesini engellemek gibi meziyetlere sahiptir. Bu, meziyetlerinin sadece bir kaçı. Aslında ortalama sıcaklık değerlerinin korunmasında büyük bir önem taşıyor dememiz yeterli.


Başımıza gelen şey ise kısaca şu;
Bu ısıyı tutan gazlardan atmosferde o kadar çok var ki ortalama sıcaklık artıyor. Peki bu sıcaklığı nasıl tutuyorlar. Tabi ki Snell Yasasına göre. Lisede gördüğümüz ışığın kırılması esaslarına göre. Çok yoğun ortamdan az yoğun ortama geçen ışın ikinci ortama her zaman geçemez. Kritik açıdan büyük açı ile geldiklerinde artık kırılmadan bahsedilmez. Işın artık yansıma yapar. Kritik açının 90 dereceye yakın olması önemlidir bu durumda fakat kritik açıyı sıfıra yaklaştıran durum yani ortamlar arası yoğunluk farkının fazlalaşması durumu, gelen ışınların birçoğunun yansıma yapması anlamına gelir ki bu durumda güneşten gelen ışınlar dünya yüzeyine çarpıp yansıdıklarında ve tekrar atmosferden dışarı çıkmak istediklerinde başarısız olurlar. Ve tekrar yüzeye yol alırlar. Bu durumda da güneş ışını atmosfer içerisinde kalmış olur ve içerisi ısınır.


Sera gazı dediğimiz Karbondioksit, metan, ozon gibi gazlar orada daha önce de tünemişlerdi. Fakat doğa onları temizlemesini bilmişti. Uzun bir süreçti ama şu anda bizim yaktığımız kömür, kullandığımız petrol o temizlenmiş karbon minerallerinden başka bir şey değil.
Dünyanın güneşten gelen ışınları yansıtan en iyi silahı buzullardır. Ayna görevi görür. Fakat su sünger görevi görür ve ısının bir kısmını çeker. Küresel ısınma olayının ivmesinin artmasının sebebi budur. Buzullar eridikçe erimeleri daha hızlı hale gelir. Kaldı ki şöyle bir şey de mevcuttur. Bunu evde de deneyebilirsiniz.
İki 50gr’lık buz parçasıyla tek bir 100gr’lık buz parçasını suya atın. 100gr’lık tek parça daha sonra eriyecektir. Buzullar erimeye başladıkça kırılmaya, daha küçük parçalara ayrılmaya başlıyor. Buzullar eriyip, açığa çıkan su, çatlaklardan buzulun altına sızıyor. Bilim adamları bu suyun derinde tekrar donacağına inanıyordu fakat böyle olmadı. O su buzulların parçalanmasını hızlandırdı. Bu yüzden buzullar sanıldığından daha hızlı küçülüyor. Küçüldükçe güneşten gelen ışınları yansıtamıyor. Işınlar içeride kaldıkça ortam daha da ısınıyor. Erimesi de hızlanıyor. Tuzlu suyla karışıyor. Suyun yoğunluğunda bir değişime neden oluyor. Bu değişim sıcak su-soğuk su akıntılarının dengesini bozuyor. Dünya iklimini şekillendiren Gulf-Stream akıntısı gibi.
Ayrıca renklerle ilgili bir durum da var. “Ne rengi kardeşim. Dünyanın düzeni altüst olmuş sen modadan bahsediyorsun” diyebilirsiniz fakat benim bahsettiğim şey tam olarak o değil. Başka bir deney daha yapmanızı isteyeceğim.
Elinize 2 adet karton alın. Karton ya da başka bir şey önemli değil. Sadece ikisi de farklı materyal olmasın. Önemli olan materyallerin renkleri. Birinin rengini beyaza diğerininkini siyaha boyayın. Güneşin altında bir süre (örneğin 1 saat) bekletin. Sonra ikisine de dokunun. Hangisi daha sıcak?
Aklınıza 1 kilo pamuk mu daha ağırdır 1 kilo demir mi sorusu gelebilir. Her ikisi de aynı ısıda diyebilirsiniz. İkisi de 1 saat kaldı güneşin altında diyebilirsiniz ki yanılırsınız.
Siyaha boyadığınız kartonun daha çok ısınacağını söylesem ne derdiniz?
Biz etrafımızdaki şeyleri onlara vuran ışık sayesinde görürüz. Obje ne renkse ışık o rengi bize yansıtır. Işığın içerisindeki diğer renkler objenin üzerinden yansır.
Siyah denilen renk, tüm ana renklerin karışımı olduğundan ışık obje tarafından tamamen emilir.
Beyaz renkte ise durum tam tersidir. Beyaz buz yerine siyah deniz tabakasına temas ediyor güneş ışığı. Buz tabakalarını beyaza boyadığınız kartona, denizleri de siyaha boyadığınız kartona benzetebilirsiniz. Beyazın eriyip siyaha dönüşme hızı her seferinde artıyor. Dönüşme hızındaki artış da artıyor. Yani ivme artıyor.
Bu durumların toplamında Küresel Isınma kavramı oluşuyor.
Neden anlattım şimdi bu kadar ıvırı zıvırı diye sorabilirsiniz. Bilmelisiniz ki bu çok gizli bir projedir ve yeterli çoğunluk sağlanabildiğinde organize olacaktır.
Küresel ısınma tehdidi uzun süredir var olan bir şey ama dünya normal ısısından şu anda 0.8 derece daha sıcak durumda ve bu yaklaşık 20 senede gerçekleşen bir olay. Hem de üzerine bu kadar duruluyorken. Dünyanın ısısı normalinden 2 derece daha artacak olursa –şu zamandan itibaren 1.2 derece daha- geri dönülemez bir hal alacak. 2 derece kritik sıcaklık anlamına geliyor. Sonrasında elimizden bir şey gelemeyeceğine inanılıyor. Ve böyle devam edilmesi durumunda dünyanın kritik 2 derece ısınması olayının 50 ila 100 yıl sonrasında, biz iyimser olalım -iyimser- 50 yıl sonrasında olacağı öngörülüyor.
Şu an yirmili yaşlarımızın baharında, atıp tutabildiğimiz, yaşıtlarımız gibi koşup oynayabildiğimiz bir yaştayız.
Küresel ısınma bilim adamlarının öngörüleriyle en iyi ihtimalle 50 yıl sonra geldiğinde biz 70’li yaşlarında olacağız. Ayrıca o zaman dünyada bir kargaşa hakim olacak. Biz 70’li yaşlarındaki dedeler, nineler o kargaşaya ayak uyduramayacağız. Yağmalayamayacağız, milletin elinden ekmeğini alamayacağız. Onlar bizden alacaklar. Ve bu küresel tehdit bize b*kluktan başka bir şey getirmeyecek.
Ama tam bu anda, öldük, mahvolduk derken bizim projemiz devreye giriyor hiç merak etmeyin. Şöyle;
Biz sağlıklıyken, 100 metreyi 10’lu saniyelerde koşabiliyorken, bir sıçrayışta 3 metre kat edebiliyorken bu küresel ısınma püsürü olacak.
Küresel ısınma ardından gelen buzul çağına yetişirsek ki hızlandıracağımız bu süreçte bu da hedeflerden biri olacak, atik, sinsi ve güçlü olmamız gerekiyor. Bilim adamları daha önce meydana gelen buzul çağının 10 yıl içerisinde geliştiğini zannediyordu. Ama bu son araştırmalarla 6 ay içerisinde meydana geldiği keşfedildi. Yani olayı kafanızda büyütmeyin. Hiç zor değil.
İleriki 50 yılda beklenen küresel ısınma tehdidini önümüzdeki 10 yıla indirgemek ve aksiyona daha genç girebilmek için çalışıyoruz. William Butler Yeats’in dediği gibi. Yaşlılara yer yok.
Bunun için bazı yollar mevcut. Toprağı sudan mahrum bırakmak ve öldürmek, ormanları yok etmek, buzulları parçalamak ve/ve ya yok etmek, sera gazı yayılımını arttırmak için girişimlerde bulunmak … liste uzayıp gidebilir.


Bunlar size ne kadar hayal geliyor ise bana da o kadar hayal geliyor açıkçası. Beni umutlandıran şey bu gerçekleşmesi operasyon gerektiren, maddi desteğin olması gereken büyük işler değil aslında. Beni bu projeye başlatan ve umutlandıran şey belki ilk kez duyacağınız bir tabir. Permafrost.
Permafrost tabiri jeolojik bir terimdir. 2 yıl ya da daha fazla süre donmuş olarak kalan toprak tabakası diyebiliriz kısmen.
Peki bu neden bu kadar önemli sorusunu sorabilirsiniz. Şöyle ki bu permafrost tabakası aslında dünyanın ısı dengesi için çok önemli bir oluşumdur. Nasıl sera etkisi, dev buzullar önemliyse o derece önemlidir. Permafrost mekanizması bunu karbonu hapsedip döngüye katılmasını engelleyerek yapar. Yani bu donmuş toprak tabakaları içlerinde karbon barındırır. Kuzey yarım kürenin %20-25’lik bölümünün permafrost bölgeleri olduğunu da ekleyelim. Ama asıl iyi haber şimdi geliyor. Permafrost’un 1600 gigaton karbon barındırdığı tahmin ediliyor. Şu an atmosferde bulunan karbon miktarı ise 850 gigaton. Oran neredeyse iki katı. Küresel ısınma sebebiyle artan global sıcaklık permafrost tabakalarını eritip hapsedilen karbonun serbest kalmasını sağlayacak. Ardından çok daha şiddetli bir şekilde hızlanacak ısı artışı dengeyi alt üst edecektir. Yüzünüzün aldığı ifadeyi tahmin edebiliyorum. İşin komik tarafını görmeye çalışın. Neyse.

1765-2100 arası sıcaklık değişikliği Birleşmiş Milletler Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 3.Değerlendirme Raporu’ndan alınan bu grafik , küresel ısı değişikliğini gösteriyor. Bu grafik çok hoş ama bize yetmiyor ne yazık ki. Bahsettiğim kritik 2 derece ısınması olayı bu grafikte görüldüğü üzere 2000’li yılların son çeyreğine denk geliyor hemen hemen. O eğimi daha da dikleştirmemiz gerekiyor. Ya da umarım bu grafik Permafrost etkisi katılmadan hesaplanmış bir grafiktir.
“Bugün küresel ısıtma için ne yaptın ?”

/// Seçkin

Reklamlar

Eylül 25, 2012 tarihinde Araştırma içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: